Beklemeyi Öğren Anne!

Beklemeyi sen seçersin, belki de diğer yollardan korkarsın… Ama zevkine varınca güzeldir he beklemek.. Ben çoğunlukla bekledim, belki gerçekten korktum da diğer yollardan ama olsun herkese de tavsiye ederim, iyi ki de bekledim!
“Daha çok beklersin sen” bu hayatta diyenlerle sessiz sessiz inatlaşırsın beklerken.
Okul bitsin diye beklersin, son sınavlar diye sevinirsin. Artık duvarlara, tavanlara bakmaktan sınava çalışamayacak hale gelirsin. Okul bitince de bir garip hüzünlenirsin okulun son günlerinde…
Sonra büyürsün, doğru insanı beklersin… Bulunca da hata yapmasını beklersin.. Burası çok karışık aslında, burda gerçekten çok beklediğin olur:) Ama burda beklemenin en güzel yanı da, kız arkadaşlarla geçirdiğin zamanlardır. Bir kanka muhabbetleridir gider:) Sonra senin sevgilin olunca, kız arkadaşının da sevgilisi olunca, dörtlü olunca yani, asla o aynı tadı bulamazssın o muhabbetlerde.. Ufaktan bir kopuş başlar kız arkadaşınla, ta ki sevgililerle ilk kavgalara kadar.. Ayy bir de sadece sevgilisiyle, eşiyle kavga edince arayan bir kız arkadaş modeli vardır ama yok onlara burda girmiycem. Onların içlerini dökmesini sonra hayırlısıyla barışmasını beklersin sadece:)

Beklerken bir yandan çaktırmadan iyi şeyler olacağını da bilirsin, sabredersin biyerde yani öyle umutsuzca bi bekleyiş de değildir aslında, gizli sabır içerir…
Sen beklerken süper mutlusun zannedenler de olur, ooo hayat sana güzel-ciler olur.. Onları boşver.. İnsan kendi mutsuzsa, bütün dünya deli gibi eğleniyor, halay çekiyor zanneder.

Birsürüşey beklersin işte, işyerinde herkes gibi terfi etmeyi, zam almayı, hiçbiri olmuyosa bari gönlünün alınmasını beklersin.. O da olmuyosa benim gibi, klavyenin üstüne bir çikolata koyup saatin 15:00 olmasını beklersin, kendi kendinin mini mini gönlünü alırsın, özür çikolatası gönderirsin kendine:)
O tatili beklersin, şu tatili beklersin, bu konseri, şu gösteriyi, şu eğitimi, şu atölyeyi beklersin.. Gelir geçer hepsi..

Sonra yıllar geçer, doğru adam bulunmuştur, bir de bir bakmışsın 40 hafta beklerken bulursun kendini.. Sen beklersin de insanların her zamanki gibi acelesi vardır. Son haftalara doğru “doğurmadın mı hala, doğum ne zaman, kaçhafta oldu, kaçıncı haftaya kadar bekleyeceksin” gibi soruları cevaplarken kendinden de, doktorundan da şüphe duyarsın. Mesele bu sefer bir can’la ilgili olduğu için bir korku gelir içine de, çaktırmazsın yine de. Nefesler alıp verirsin, meditasyonlar, olumlamalar şunlar bunlar…
40.hafta+5.’günde doğurursun.. ve esas bekleme nedir bundan sonra anlarsın.. Artık başrol yavrun, en iyi yardımcı kadın oyuncu sen olursun. İlk önce temel ihtiyaçlar için beklersin, emmesinin bitmesini, emerken uyumaması için gözün üstünde beklersin, gazının çıkmasını, uyumasını, uyanması… Böyle böyle işler kademe kademe artar.. (Hee buarada işten ayrılırsın, bebeğini senin kadar kimsenin bekleyemeyeceğini anlarsın.) Ek gıda girer 6.ay gibi, emekleme başlar 9.ay gibi, 10-11.aylarda sıralar, elinden tutmalar, üstüne tırmanmalar ve 12.ay gibi yürür peşinde koşmalar:) Park olayları başlar, parkta beklemeler, beklerken sabırla onun en özgür alan olduğunu daha doğrusu onun alanı olduğunu anlarsın. Daha az müdahale etmeyi öğrenirsin, salıp bırakınca kendi kendine kaydırağa çıkıp, kayabildiğini görürsün. Tabi bu beklemede mini kalp krizi geçirmelerin de olur. Öyle kolay olmaz bırakabilmek.. Yalnız bebek bakıyorsan birinin durup dururken gelip sana bir tas yemek getirmesini, “yardıma ihtiyacın var mı” demesini beklersin. Yalan değil burda gerçekten çok beklersin:)
Evde o oyun oynarken odasında yanında beklersin, arada bir oyuna dahil olursun ama eline kitabını alırsın.. Bilgisayarı ve teli alamazsın çünkü bir önceki seferden aldığın zaman oyun oynamadığını görürsün.. Cep telini cebinde tutarsın da bilgisayar için geceyi beklersin ama asla çaktırmassın.. Emzirmeye devam edersin en güzel bekleme örneğidir bence büyük emek isteyen iştir, devamlılık ve mücadele ister.. ‘Dışarda emzirebilme’ konusu ayrı bir mücadele konusudur. Gece 5 kere “anne, emme” nidalarına kalkarsın. Uyuması için gözünün içine bakarsın bazen anlar ve sana resmen “acele etme, anne farkındayım durumunun, dalıcam birazdan” bakışı atar, hakverir hatta utanır, beklersin.. Hee ‘üç kişi uyumaya’ bekleme diyemeceğim aslında bizim de tercihimiz üçümüzün sarıla sarıla uyuması ama hazır olduğunda işte, kendi odası da, yatağı da hazır. Bir daha bu günler geri gelmeyecek.. Belki biz isteyeceğiz, o bizimle yatmak istemeyecek büyüyünce..
Evin dağılmasına, saçılmasına bakmazssın, bakanlarla da görüşmezsin. Dolayısıyla sosyalleşme için de biraz beklersin:) Sosyalleşme konusu da apayrı konu aslında buna da beklersin:) Ufaktan ufaktan başlarsın.. Hee buarada akşam olur, kızçeni doyurur, yıkar, emzirir, uyutursun babanın gelmesini beklersin…
Şimdiki kitapların çoğu bebeklerin çabucacık büyümesi üzerine.. Hızlı hızlı.. Kurallar, rutinler.. Dı-dı-dıt-dıııt… Aman boşver sen anne! Her bebek için ayrı kitap yazılmalı zaten..
Kendi kendine yatağında uyuması, bezi bırakması, konuşması, emeklemesi, yürümesi, dişinin çıkması, yüzmesi, gitar çalması, üniversiteyi kazanması, doğru adama bulması şu bu bence hiçbirine acelesi yok benim kızçemin.. Beklemek en iyisi.. Sabırla, umutla, iyi niyetle, şükürle.. Beklemediğin zamanlarda yaptığın hataları aklına getire getire..

Bozma sen de kalbini.. Beklemeyi öğren anne!